48 Saatte Roma

Ocak 2018… Aylardır bu hafta sonunu bekliyorum çünkü Roma en çok görmek istediğim şehirlerden biri ve bir seyahati beklemek, henüz gitmeden o yerin tarihini, edebiyatını, düşünürlerini okumak, seyahati planlamak benim için vazgeçilmez hazlardan. Seyahate hazırlık yapmak en az seyahat etmek kadar keyifli bir uğraş.

Aşk Çeşmesi

Cuma günü 2 saat 15 dakikalık bir uçak yolculuğu sonrası Fiumicino’ ya ulaşıyoruz. Yarım saat sonra da otelimizdeyiz. Otel Aşk Çeşmesi’ ne (la Fontana di Trevi) çok yakın ve heyecanla oraya doğru yürüyoruz. Aşk Çeşmesi Roma’daki diğer yapılara göre yeni, 1700’lerde yapılmış. Ben hep biraz daha ferah bir meydanda ve daha yüksekte olduğunu düşünüyordum, basamaklar ile biraz aşağıya iniliyor havuza ulaşabilmek için. Meydana (Piazza di Trevi) ilk girişte önce ihtişamlı heykeller görünüyor, yaklaştıkça ve kalabalığı aştıkça havuz görünüyor. Film sahneleri geçiyor aklımdan, yüzümde bir gülümseme ile içim heyecan doluyor.

Fiumicino

İspanyol Merdivenleri

Hala yılbaşının etkisinde, süslü ve ışıl ışıl sokaklardan yürüyerek İspanyol Merdivenleri’ ne ulaşıyoruz. İspanyol elçiliğinin burada ki meydanda (Piazza di Spagna) bulunması nedeniyle bu adı almış ve yukarıda bulunan Trinita dei Monti kilisesini meydanla birleştirmek için yapılmış. Burada gün batımına denk geliyoruz; biraz sakinleşmek, içe dönmek ve sadece izleyici kalabilmek için mükemmel yer ve zaman…

Sokaklar çok keyifli ve sokağa serpiştirilmiş irili ufaklı mağazaları dolaşıyoruz. Akşam yemeği için yerel bir yer bakıyoruz. 1927’ de kurulmuş Ristorante Pizzeria D’angelo’ ya giriyoruz. Orta yaş garson ve şefler çalışıyor, servis hızlı, pizza ve ravioli lezzetli. Yorgunluğun üzerine şarap eşliğinde güzel bir sohbet ve lezzetli yemekler gerçekten çok keyifli oluyor.

Gece yürümek için dışarıda harika bir hava var ve ışıltılı sokaklar arasından geçerek Venedik Meydanı’ nda ki (Piazza Venezia) Vittorio Emanuele II Abidesi’ ne ulaşıyoruz. Gece ışıklandırılmış görünüşü ihtişamlı.

Popolo Meydanı

Cumartesi günü soğuk ama güneşli bir güne uyanıyoruz. Metro ile Roma’ nın en büyük meydanı olan Popolo’ya (Piazza del Popolo) gidiyoruz. Eskiden şehrin giriş kapısı olan çok büyük bir kapıdan geçerek meydanın ortasına doğru ilerliyoruz. Tam ortada M.Ö. 13. Yüzyıl’a ait, Mısır’dan getirilen Roma’nın en büyük obeliski bulunuyor. Karşıda ise “Trident” denen Santa Maria in Monte Santo ve Santa Maria dei Miracoli ikiz kiliseler yer alıyor. Dikilitaşın altında oturup meydanda yürüyen insanları, balon gösterisi ya da müzik yapan sokak sanatçılarını, gülerek koşan çocukları izlemek insanı içinde bulunduğu ana getiriyor ve dolayısıyla iç huzura…

Vatikan, Aziz Petrus Bazilikası

Vatikan’a girişte Hristiyanlığın en büyük kilisesi, Michelangelo’ nun eseri Aziz Petrus Bazilikası (Basilica di San Pietro) bizi karşılıyor ve meydanı çevreleyen sütunların ihtişamı, kilise önünde elini kaldırmış Aziz Pavlus heykeli beni duraksatıyor. Mekanı zihnime kazımak istercesine dikkatle inceliyorum her yeri…

Kutsal Melek Kalesi

Vatikan’dan çıkıp Tiber Nehri kıyısına doğru yürüyoruz ve Kutsal Melek Kalesi’ne (Castel Sant’Angelo) çıkıyoruz. Vatikan’a alt geçitlerle bağlı olan bu kale bir dönem Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan’ı da ağırlamış ya da burada esir alınmış diyelim.

Kolezyum

Kaleden sonra bir Roma klasiği Kolezyum’a (Colosseum) gidiyoruz. Kolezyum’un karşısında bir kafede tiramisu ve kahvenin tadını çıkarıyoruz. Hem Kolezyum’u hem de dünyanın her yerinden insanın gelip geçtiği sokağı izliyoruz.

Bu yer hikayesi itibariyle beni etkiliyor, güzel bir enerji yok gibi içinde. İnsanların, hayvanların dövüşlerinin sıcak bir yanı yok tabi ki. Kolezyum’ un parlak dönemlerine tanık edenler için “insanı anlamak” her dönemden daha zor olmalı, diye düşünüyorum.

Vittorio Emanuele II Abidesi

Kolezyum ile Venezia Meydanı’nı (Piazza Venezia) birbirine bağlayan yolda ilerliyoruz. Yol boyu antik kent… Etrafı izlerken zaman nasıl geçiyor anlayamıyorum. Vittorio Emanuele II Abidesi’ ne (Altare della Patria) ulaşıyoruz. Bir önceki gece ışıklandırılmış halini görüp çok etkilenmiştik fakat gün ışığıyla asıl ihtişamı ortaya çıkıyor. 1800’lerin sonunda yapılmış, çatı kısmında “Mahşerin Dört Atlısı” adı verilen iki heykel bulunuyor, yanlarda iki çeşme ve ön kısımda da I. Dünya Savaşı’nda yaşamlarını yitiren askerlerin anısına yanan bir ateş var. Beni en çok etkileyen yapılardan biri burası oldu.

Navona Meydanı

Gün batarken Navona Meydanı’na (Piazza Navona) doğru yol alıyoruz. Meydanın ortasında Dört Nehir Çeşmesi (La Fontana dei Fiumi ) bulunuyor. Çeşmenin üzerinde dört tane tanrı tasviri var, bunlar dört farklı kıtada yer alan nehir tanrılarıymış (Avrupa’daki Tuna Nehri, Afrika’daki Nil Nehri, Asya’daki Ganj Nehri ve Amerika’daki Plata Nehri). Meydana bakan restoranlardan birinde yine pizza, makarna, şarap üçlüsü ile baş başayız. En lezzetli makarnayı burada yiyoruz. Yemek sonunda hatıra olarak, meydanın fotoğrafı üzerine “think global eat local” yazan bir kartpostal veriyor şef, gülümsüyoruz.

 Pantheon Kilisesi

Gördüğüm en etkileyici ve en eski kilise burası oluyor. Kubbesinin ortası açık bir şekilde, gün ışığı ile aydınlanıyor. İçindeki eserler, tasvirler çok etkileyici, akustikten hiç bahsetmiyorum bile… Pantheon kelime olarak “tüm tanrıların tapınağı” anlamına gelmekteymiş, yapıyı görünce de bu anlamı gerçekten kusursuz taşıdığını düşünüyorsunuz. Tarihin içinde olma hissini en çok bu bina veriyor, insanı yüzyıllar öncesine götürüyor. Rönesans dönemi ressam ve mimarı Raffaello’ nun mezarı da burada yer alıyormuş.

      

Pantheon sonrası Roma’da gezilecek yerler listemizi tamamladık. Kısa bir alışveriş turundan sonra otele döndük, gece bir şeyler içmek ve dans etmek için çıktık fakat “Roma’da gece hayatı” çok keyifli gelmedi bize ya da biz doğru adresi bulamadık, bu kısımdan çok büyük bir beklentimiz yoktu zaten.

Roma’ ya gitmeden önce, neredeyse tüm okuduğum yazılar Roma’nın bir açık hava müzesi tadında oluşuna atıf yapıyordu ve Roma sokaklarında yürürken bu cümlelerin ne kadar doğru olduğunu anladım; her adımda tarihi binalar, heykeller, ihtişamlı yapılar… Roma gerçekten çok keyifli bir şehir ve umarım Aşk Çeşmesi’ ne para atınca tekrar Roma’ya gelme hikayesi doğrudur. 🙂

Reklamlar

Mükemmel Kesişim

Hayatımızın üçte ikisi işte geçiyor, bu nedenle ne yapmayı seçtiğimiz çok önemli. Meslek seçimi yapacağımız yaşlarda bu konu üzerinde çok düşünmeyiz. Hayatımızın çoğunu nasıl geçireceğimize karar verme noktasında genelde etrafımızdaki rol modeller ya da aile üyeleri yönlendirici olur. Gerçekten mutlu olup olmadığımızı anlamak uzun zaman alır. Şanslıysak sevdiğimiz yerde olmanın keyfiyle zaman akar. Fakat çoğunluk için durum böyle gerçekleşmez. Farkında olmadan uzun zaman kendimizle örtüşmeyen bir işi yapmış olabiliriz, bu işte geçirdiğimiz süre de asıl isteğimizi düşünme konusunda yıldırıcı olabilir. Peki, çok mu zor hangi yönde yol alacağımızı bulmak ve o yöne gitmek? Akışta olma hali ile üreteceğimiz, üretirken kendimizi gerçekleştireceğimiz işi nasıl bileceğiz? Bunun üç adımı var:

1- Diğerlerinden İyi Yaptıklarınızı Listeleyin

Ortalama olduğunuz konuları değil ortalamanın üzerinde olduğunuz, gerçekten herkesten çok farklı, çok iyi olduğunuz konuları çıkarmanız gerekiyor. Örneğin “fransızcam çok iyi seviyede, ERP programlarını çok kolay öğreniyorum, tamirat yapıyorum vs.” gibi. Buradaki amaç “becerilerinizi” bulmak. Hangi konularda ustasınız? Bu aşamada etrafınızdan yorum almak faydalı olabilir.

2- Yapmaktan Keyif Aldıklarınızı Tarifleyin

Bu aşama daha kolaydır, yoga yapmayı sevebilirsiniz, yeni insanlarla tanışmayı sevebilirsiniz, seyahat etmek, müzik dinlemek, yazmak, yemek yapmak… Bir an önce onu yapmak istediğiniz, ne kadar yoğun olursanız olun ona zaman yarattığınız, onu yapınca yaşam enerjinizin yükseldiği şeyleri listeleyin. Bu aşamayı sadece siz çalışın, kimseden yorum almayın.

3- Kesişimi Bulun

Diğerlerinden iyi olduğunuz konular ile sevdiğiniz şeylerin birlikle var olduğu çalışma alanları, sektörleri, işleri bulmak ve bu işleri değerlendirmek son aşamadır.  Kesişim olduğunu düşündüğünüz alanlarda çalışanlarla birebir görüşerek günlük rutinde neler yapılıyor ve bu sizi heyecanlandıran bir iş mi teyit etmek gerekiyor. Bazen görünen ile aslında işin temelini oluşturan şeyler aynı olmayabilir.

Basit bir örnek vermek gerekirse, kişisel hayatında alacağı şeyleri titizlikle araştıran, gerektiğinde alacağı ürünün üreticisiyle görüşen, etkili bir değerlendirme sonucunda alacağına karar veren ve bu süreçten gerçekten keyif alan bir kişiyi düşünelim. Aynı zamanda da spor yapmayı çok seviyor, spor malzemelerine ilgi duyuyor, çevresinde bu tür alımlarda hep destek istenen kişi olmuş. Bu kişinin spor malzemeleri tedariki yapan bir işletmede satınalma departmanında çalışması onu mutlu edecek ve kendini gerçekleştirmesine imkan sağlayacak bir iş olabilir.

Bu üç adım, kişinin kendini keşif sürecinin parçası olacak bir çalışmadır. Her kendini keşif sürecinde olduğu gibi üzerinde uzun uzun düşünmek, detaylı çalışmak gerekiyor. Sonunda o mükemmel kesişimi bulduğunuzda ise buna değecek.

24 Saatte Budva

Akşamüstü Budva’ ya giriyoruz. Büyük şehirlerin insanı yoran havasından uzak, sakin bir yerdeyiz. Otelimiz Stari Grad’ da, hızlıca çantamızı bırakıp gün batarken Stari Grad’ ı görmek istiyoruz.

İlk kez gittiğim bir yerde öncelikle şehrin sokaklarında yürümeyi seviyorum. Şehrin her türlü insanını görebileceğiniz yer sokaklar, dolayısıyla şehrin asıl karakterinin buradan anlaşılabileceğini düşünüyorum. Sokaktaki insanlara iyi bakarsanız şehirle ilgili birçok bilgi verebilirler size.

Stari Grad yüksek ve korunaklı kale duvarlarının içine saklanmış, dar uzun sokaklara sıralanmış tarihi binalardan oluşuyor; ortaçağa hoşgeldiniz. Her sokak sizi keyifli bir dinlenme köşesine çıkarabilir; minik bir pizzacı, hediyelik eşya ya da bir kahve dükkanı…

Akşam yemeği için akdeniz mutfağına özgü bir şeyler seçmeye çalışıyorum, yerel biraları deniyoruz; çok lezzetli. Ertesi gün erken uyanıyoruz, deniz kenarında yürüyüş yaparak güne başlıyoruz. Güzel bir kahvaltı hayal ederek otele dönüyoruz. Kahvaltıyla ilgili güzel olan tek şey adriyatik kıyısında güzel bir kahve yudumlamam zira kahvaltı için pek ilgimi çeken bir şey yok.

 

Kahvaltı sonrası sahil şeridini yürüyerek geziyoruz. Şehrin içini görüyoruz. Sonra tertemiz adriyatik kıyısında güneşleniyoruz. Günün en keyifli zamanları… Bu şehirde yirmi dört saatimizi doldurmadan Sveti Stefan’a uğruyoruz ve sonra dönüş yoluna geçiyoruz.

Budva’yı çok sevdim ve tekrar gelme dileğiyle şehirden ayrılıyoruz.

 

Yeni Yıl Detoksu: Sade

Hepimiz yeni yıla girerken hayatımızda çeşitli düzenlemeler yapmak isteriz. Konu hayatı düzenleme, planlama olunca da o kadar çok başlık çıkar ki bazen nereden başlayacağımıza karar veremeden vazgeçeriz.  Bu yıl böyle olmasın diyorsanız ve yeni yıla hafiflemiş olarak girmek istiyorsanız bu kitap sizin için.

Sanırım 2015 sonlarıydı, Kanyon’daki Remzi Kitabevi’nde kitap bakarken “Sade” kitabı yazarlarının imza gününe denk gelmiştim. Kitaptan o zaman haberim oldu, sonra da yazarların blogunu ara ara okudum ve sevdim.  Geçen ekim ayında da kitabı aldım. Biraz uzun bir süreç olmuş gibi görünse de biliyorum ki kitaptaki fikirleri hayata geçirmeye hazır olunca o kitaba gidiyor elimiz 🙂 . Tam bir “hayatı düzenleme” kitabı. Gardıroptan eve, beslenme düzeninden ilişkilere, parasal konulardan iş hayatına, içinde hayatımızın tüm bölümlerini düzene sokmak için fikirler var. Aslında sadece düzenleme değil, bir farkındalık kitabı.

       Kitaptan, İçindekiler Bölümü

160 sayfa ve bir saatten az bir sürede okunuyor fakat kitaptaki fikirlerin hayata geçirilmesi uzun zaman alıyor. Sadece gardırop ve ev düzenlemem bir ayımı aldı. Diğer başlıklar ise daha çok zaman alacak, devam eden süreçler. Kitaptan benim sevdiğim birkaç öneri;

  1. Minimal bir gardırop oluşturmak için önemli olan her parçanın çok iyi kalıba ve kaliteli kumaşlara sahip olmasıdır.
  2. Evinizden çıkarıp attığınızda hayatınız zorlaşacaksa o eşya gereklidir.
  3. Psikolojik olarak doygunluk hissetmek için yemek yerken mümkün olduğunca yemeğe odaklanın.
  4. İki taraf da samimi bir şekilde hislerini ve fikirlerini paylaşırsa, her ilişki sadeleşiyor ve herkes kendini çok daha iyi hissediyor.
  5. Herhangi bir eşya veya deneyim için para harcamanız gerektiğinde öncelikle onun hayatınıza olumlu ne katacağını sorgulayın.
  6. Sevmediğimiz bir işi geride bırakıp gerçekten sevdiğimiz işi yapmaya cesaret ettiğimiz de başkalarının öncelikleriyle değil kendi önceliklerimiz ve değerlerimizle yaşamaya başlarız.

Bu kitap bir kere okunup kitaplığa kalkacak bir kitap değil, “detoks” ihtiyaçlarımızda yanımızda olacak bir kitap zira bir yaşam biçimi içeriyor ve kitaptaki fikirleri hemen hayata geçirmek kolay değil. Özetle 2018’e taptaze bir başlangıç yapmak için tüm hayatımızı gözden geçirmemizde rehberlik edecek keyifli bir kitap.

Süper Kahvaltı: Smoothie

Herkes hayatı coşkulu bir şekilde yaşamak ister ve coşku hayat enerjisi gerektirir. Hayat enerjisi bambaşka bir şeydir; sağlıktır, mutluluktur, olumlu bir zihin yapısıdır. Kısaca “hayat enerjisi” tek başına hakkında uzun uzun yazılar yazılacak bir konu fakat bugün bahsedeceğim şey hayat enerjisine etki eden kalemlerden sadece biriyle ilgili: beslenme.

Hem fiziksel enerjinizi hem de hayat enerjinizi korumak bazen zor olabiliyor. Eğer bilgisayar başında uzun çalışmalar ve sürekli insanlarla iletişimde olmayı gerektiren bir işiniz varsa beni anlayabilirsiniz. Özellikle çok yoğun günlerde enerjimin resmen bedenimden çekildiğini hissedebiliyorum. İnsanlarla temas, uzun süren iş saatleri, biraz rahatlamak için yapılan akşam programları da eklenince, nereden geldiğini (!) anlamadığımız depresif ruh haline geçiş kaçınılmaz olabiliyor. Günlük tempomuzu değiştirmek zor olsa da depresif ruh haline girmemek için yapılacak çok önemli bir şey var, gerçek besinlerin bedenimize girmesini sağlamak.

Her şey kahvaltıyla başlıyor. Kahvaltı günün en önemli öğünü ve nasıl başlarsa gün öyle geçiyor.  Her gün uzun uzun keyifle kahvaltı yapmak mümkün olmuyor, biz bu keyfi hafta sonlarına saklıyoruz, bu nedenle hafta içi klasik kahvaltım sebze suları ya da smootieler oluyor.  İşte en sevdiğim besleyici smoothie tariflerim:

Muz, süt, yoğurt, keten tohumu, toz zencefil.

Bir adet orta boy muzu birkaç parçaya ayırıyorum, bir yemek kaşığı yoğurt ve keten tohumu ekliyorum, bir çay kaşığı toz zencefil ve göz kararı süt ekliyorum ve hepsi blendera… ve kahvaltım hazır. Malzemelerin miktarı tamamen damak zevkinize göre şekilleniyor, ben deneye deneye sevdiğim miktarları buluyorum. Tatlıya ihtiyacım olduğunu hissettiğim günler için ise favorim: Muz, süt, hindistan cevizi, tarçın, çiğ ceviz & badem… Diğer karışımlar:

Ispanak, salatalık, yeşil elma, limon, maydonoz.

Süt, avokado, nane yaprakları, yoğurt, bal, yeşil elma.

Süt, hurma, muz, ceviz, yulaf kepeği.

Süt, ananas, yoğurt, chia tohumu, hindistan cevizi, toz zerdeçal.

Kırmızı pancar, çilek, zencefil, maydonoz, yoğurt, limon.

Süt, elma, yoğurt, badem, bal ve tarçın.

Zencefil, yeşil elma,  yoğurt, bal, ıspanak, demlenmiş yeşil çay.

Kivi, elma, ıspanak, limon

Elma, yaban mersini, yoğurt, çilek, limon, keten tohumu.

Chia tohumu, keten tohumu, yulaf ezmesi, çilek/muz, süt, tarçın, bal, hindistan cevizi.

Bonus:

Maden suyu, 100 ml cin, kavun, limonlu dondurma, yarım bardak limon suyu.

Yoga Nedir?

“Yoga” Sanskritçe yuj- kökünden türemiş bir kelime; birleştirmek, bütünleştirmek anlamına geliyor. Peki, neyi birleştirmek?

Temelde üç bedenimiz var;

  • Fiziksel beden
  • Ruhsal beden
  • Zihinsel beden

Önce fiziksel ve ruhsal beden ile varız. Zihinsel beden sonradan, büyüdükçe, zamanla gelişiyor. Bu beden en hızlı olan, sürekli bir düşünceden diğerine hareket halinde… Fiziksel beden olması gerektiği zamanda/yerde yaşıyor. Ruhsal beden ise genelde ya geçmişte ya gelecekte. Ortalama insanda üçü birbirinden bağımsız ve aralarında boşluklar var. Aşağıdaki görsel bu durumu çok iyi anlatıyor, üç kişi gibi görünen bedenler aslında tek bir kişiye ait.

Yoga, işte bu birbirinden bağımsızmış gibi görünen bedenleri birleştirmek yani beden, zihin ve ruhu senkronize etmek demek. Hepsini tek bir bedende bir araya getirmek, içinde bulunduğumuz ana çekmek demek. Yoga bir yol, yöntem değil, gidecek bir yolun artık kalmaması demek.

Yoga bizi geriye, en başa, en saf halimize döndürür. Dönerken de bugüne kadar öğretilen her şeyi (öfke duymak, beklentiye girmek gibi… ) bırakarak geri dönmemizi ister. Çünkü başlangıçta zaten tüm bedenlerimiz ile senkronizeydik. Zamanla, bir şeyler öğrendikçe bedenler ayrışmaya ve kendi içinde çatışmaya başladı. Şimdi en başa dönme, tüm bedenleri birleştirme zamanı. Yoga bunu sağlar, bedenler arası boşlukları ortadan kaldırarak hepsini aynı ana getirerek birleştirir. Bu da huzur demektir.

2009 yılında bir spor dalı olduğunu düşünerek esnekliğimi arttırmak için başladığım yoganın, 2015 yılında bir felsefeden de öte, yaşam biçimi olduğunu anladığımda hayatımın tamamen değişmeye başlayacağını tahmin edemezdim. Hep değişiyor, hep daha olması gerektiği haline dönüyor ve ben böyle çok mutluyum.

İyi ki yogayla tanıştım, iyi ki hayatımda. Eğer buraya kadar okuduysanız ve yogaya ilgi duyuyorsanız tanışmak, sohbet etmek ya da biraz yoga yapmak için bana ulaşmaktan çekinmeyin.

Mutlu Çalışanlar Yaratmak

Her işverenin hedeflerinden biri bağlılığı ve motivasyonu yüksek, mutlu, dolayısıyla işe katkısı büyük çalışanlara sahip olmaktır. Bu ortamı oluşturmak çok mu zor, aslında değil. Peki nasıl olacak?

  • Motivasyon, işveren çalışana büyük resmi anlatabilince başlıyor. Çalışan iş yerindeki konumunu bildiğinde, iş tamamlandığında ortaya çıkan değerde nasıl bir payı var bunun farkında olduğunda hem motivasyonu daha yüksek olarak çalışıyor hem de daha etkin iş sonuçları çıkarıyor.
  • Çalışana işinde ustalaşmaya imkan vermek yani hem mesleki hem kişisel gelişim alanı sağlamak, zamanla da farklı işlerle kişiyi zenginleştirmek herkes için tatmin edici bir iş hayatı demektir, işveren bu imkanı sağlıyorsa bağlılık yükselecektir.
  • İşveren özerklik verdiğinde, çalışan kendi işi gibi yönetir işini. İnsan Kaynakları için üzerinde çalışmak kolay olsa da, üzülerek söylemeliyim ki, eskimiş hiyerarşik organizasyon yapılarını çöpe atma vakti çoktan geldi.
  • Son olarak iş yerinin çevik olması çalışan için çok kıymetlidir. Çalışan belki bunu tarifleyemez ama sık sık bunu farklı şekillerde ifade eder. Nedir çeviklik? İcradır. Değişime hızlı bir şekilde adapte olabilme esnekliğidir. Birçok mutsuzluk uzun süren iş süreçlerinden, bir türlü sonu gelmez prosedürlerden kaynaklanır. Halbuki sistemi atıl hale getiren birçok süreç sistemden çıkarılarak sade, net, hızlı yapılar kurulabilir.

Kısaca iş yerinde mutlu olmak için işverenin büyük resmi anlatması, işi yapmak için çalışanı ustalaştırması ve sonra sorumluluk verip çevik iş akışları, süreçler ile çalışanı desteklemesi gerekiyor. Sonrası ise malum: mutlu, bağlılığı yüksek verimli çalışanlar ve harika iş sonuçları…

(Keşke yapmak da yazmak kadar kolay olsa dediğinizi duyar gibiyim 🙂 )