Hafta Sonunu Beklemek

Yeni bir gün… Yarın cuma, sonra hafta sonu, yani kendimle baş başa kalmak için güzel zamanlar. Uzun bir aradan sonra tekrar yazmaya başlıyorum. Tüm yazdıklarım kendime notlar tadında. Aklımdan geçen fikirleri yakalama yöntemi olarak yazmak… Yazarken düşünmek, karar vermek… Bana en keyif veren şey yazmak.

Şimdi yeni bir yıl geliyor, yeni planlar yapma zamanı. Hayatı daha kaliteli hale getirecek yeni kararlar alma zamanı. Bu hafta sonu lezzetli bir papatya çayı eşliğinde uzun kahvaltılar yaparken yeni yılı düşünün ve daha mutlu bir “ben” için kararlar alın.

Şimdiden güzel bir hafta sonu olsun!

3 Adımda Mutlu Yaşamın Sırları

Yaşamak bize verilen en büyük hediye… Çoğu zaman bunun farkında olmadan günlük koşturmacanın içinde kaybolarak yaşayıp gidiyoruz ve an geliyor “ben ne yapıyorum?” sorusuyla, cevapsız bir şekilde baş başa kalıyoruz. Cevap bulamadıkça iç sıkıntısı sarıyor bizi. Bu böyle olmak zorunda değil, hayatımız küçük adımlarla daha güzel bir hale gelebilir. Bunun için herkesin kendince bir formülü vardır tabi, benim “iyi olma halim” ise bahsedeceğim üç maddeden geçiyor.

  1. Bedenime dikkat ederim

Bedenimiz bize emanet ve ona iyi bakarsak uzun yıllar birlikte sorunsuz yaşayabiliriz. Peki, ona iyi bakmak ne demek?

  • Temiz beslenmek; bedenimize giren her yiyeceğe dikkat etmek demek. İşlenmiş, şekerli, tuzlu, aşırı baharatlı, yağlı yiyeceklerden uzak durmak, yerine çiğ, katkısız, doğal ürünleri tercih etmek demek. Yiyecekler sadece bedenimize etki etmez, aynı zamanda duygusal durumumuza da etki eder, duygusal olarak “iyi olma” halinde olmak için ne yediğimize ve tabi ki ne kadar yediğimize dikkat etmek ve her zaman satvik gıdalarıtercih etmek gerekiyor.
  • Bedeni temiz tutmak; sadece banyo yapmak değildir, kullandığımız tüm ürünlerin sağlığımızı olumsuz etkileyecek özellikte olmaması demektir. Duş jellerinden, diş macununa kadar her türlü kozmetik malzemenin saf halinibulmak gerekiyor. Bu aşama çok zor biliyorum  . Henüz yapmış değilim, fakat bu konuda farkındalık geliştirmek bile iyi bir başlangıçtır.
  • İyi uyumak; bedeninizi en iyi siz tanırsınız ve dinlendiğiniz uyku saatini en iyi siz bilirsiniz. Günlük şu kadar uyumak en iyisidir demek doğru gelmiyor bana. Burada anlatmak istediğim, dinlenmiş uyanmak için gerekli olan şey bir uyku rutinioluşturmak. Belli bir saatte yatağa girmek ve aynı saatte uyanmak, uyumadan önce oluşturacağınız mini yoga pratiği veya nefes egzersizleri ile birazcık rahatlamak, uykudan birkaç saat önce yemeyi bırakmak… Bunları yaptığımda ben dinlenmiş uyanıyorum.
  • Hareket etmek… Bu en önemli alışkanlık bence. Koşmak, yürümek ve yoga yapmak benim en keyif aldıklarım… Herkes kendisine hareket yaratacağı, keyif aldığı bir şeyler bulmalı. Hareket insanı capcanlı, enerji dolu ve mutlu yapar.
  1. Duygusal açıdan arınmaya önem veririm

Beden sağlığı ve duygusal açıdan sağlıklı olmak çok iç içe olan şeylerdir ama birini önceliklendirmek gerekirse, duygusal açıdan “iyi olmak” bedensel sağlıktan daha önemli olabilir. Duygusal olarak iyiysek bedende buna uyum sağlar ve iyileşir. Kötü hisler varsa içimizde, beden bir zaman sonra hastalıkları çağırır. Bastırılmış düşünceler, kötü niyetler, sevgisizlik, kıskançlık, ego gibi duygu durumlarının frekansları çok düşüktür ve kişiyi dibe çeker. Bu duygular olumsuz bir insan yaratır ve bu insan, pozitif duygular besleyen insanlara göre çok geriden gelir.

Herkese ve her şeye karşı olumlu hisler içinde olan, yürekten bu duygu durumunu yaşayan kişiler için sezgi yolu açılır. Diğer insanlara göre, çok daha fazla yardım/rehberlik alırlar. Yatağa öfkeyle girmeyerek, içinde çözümlenmemiş şeyler bırakmayarak, insanları ya da olayları direkt sorumlu görmeyerek ve yaşanılan her şeyin gelişimimiz için bir mesaj içerdiğine inanarak her zaman ders almayı seçmek bu yoldaki ilk adımlardır.

  1. Sevdiğim işi yapıyorum

Yaşam üretince keyifli hale gelir. İnsanın içindeki en temel dürtülerden biri; bir faydanın parçası olabilme isteğidir. İnsan üretince mutlu olur. Özünde üretim olan, yaratım olan her iş güzeldir. Bu nedenle mutlu olduğunuz işi yapın veya yaptığınız işi keyifli hale getirin. Her ne yapıyorsanız hakkını vererek yaptığınızda o iş sizi zaten mutlu edecektir.

Hayat çok kısa ve her nefes aldığımız gün için şükretmek gerekiyor. Yaşadığımız hayat bizim enerjimize, isteklerimize, duygularımıza ve hayallerimize göre şekilleniyor. Şu anki durumunuz dünkü isteklerinizin sonucu; yarın nasıl bir hayatınızın olacağı da bugün ki size bağlı. Her zaman mutlu olmayı seçin. Her ne yaşıyorsanız sizin gelişiminiz için. Korkuları bırakın, yaşama güvenin ve bu huzurun keyfini çıkarın.

İyi Hisler

Zaman geçiyor… Hayatlarımız hiç beklemediğimiz şekilde değişmeye devam ediyor. Yaş aldıkça plan yapmak anlamını kaybediyor. Neyi öğrenmem gerekiyorsa sırada o olacak nasılsa… Yaş aldıkça diyorum, çünkü bunu anlamak zaman alıyor. Düşünceler ve duygular değişebilir, hatta değişmelidir de fakat değerler aksine değişmemeli, her zaman korunmalıdır. Bir olay yaşadığımızda günün sonunda bize kalan “iyi hisler”olmuyorsa, yaşanılanlarda değerlerimizle çelişen bir şeyler olduğu ortadadır. Benim mutluluğum şeylere bağlı değil; hayatımdaki insanlara, işime, aileme, evime, bedenime bağlı değil. Benim kalıcı iyi olma halim değerlerime uygun yaşayınca oluyor, sahip olduklarıma şükrettikçe ve kendimin farkında oldukça devam ediyor. Huzurlu bir dünyam var ve bunu korudukça iyi hissediyorum. Bütünün iyiliği için dua ediyorum. Hiçbir şey boşuna, öylesine olmaz. Yaşadığım ve yaşayacağım her şey için şükrediyorum. Kendimi çok seviyorum.

Son olarak hepimiz için 2017’nin mutluluk dolu bir yıl olmasını diliyorum.

Tamam mı, Devam mı?

“… çocuğu doğunca işini bırakmak zorunda kalmış.” Üretim Elemanı, 25

“… bakıcılarla problem yaşamış, bebeğine bakacak kimse olmayınca, işten ayrılmış.” Elektrik Mühendisi, 34

“…çocuğu küçükmüş ve sağlık problemleri varmış, çocuğuyla ilgilenmek için işe 5 yıl ara vermek zorunda kalmış.” Endüstri Mühendisi, 38

“…yeni doğum yapmış, eski işyeri, sürekli izin alabilir düşüncesiyle, işten çıkarmış.” Personel Uzmanı, 29

“… küçük çocukları var.” Üretim Elemanı, 29.

Bu cümleler, korku filmi replikleri değil, kadınlarla yaptığım iş görüşmelerinden notlar. Son not adayla ilgili şirkete yapılan bir uyarı; “küçük çocukları var, yani işe almayalım, potansiyel problem” diyorum sanki… Neden bir kadın için “çocuk” ve “iş hayatı” aynı cümlede yer alamıyor? Çocuk varsa ortada bölünmüş, parçalanmış, zayıflamış bir kariyer var. Konu annelik olunca eğitimin, yaşın, statünün önemi de kalmıyor, kadın, mecbur hissettiğinde çocuk için kariyerini bir kenara bırakıveriyor.

Çocuğu olmayan genç kadınların hedefi başarılı bir iş hayatına sahip olmak, parlak bir kariyer iken, annelerin hedefi genelde çocuğa daha iyi şartlar sağlamak oluyor.

Görüşmelerde bu yapının adil olmadığı aklımdan geçiyor. Bir meslek edinmek için, bir erkekle paralel çaba gösteriyoruz. Aynı zorlukları yaşıyoruz (hatta bazen daha fazla zorluk yaşıyoruz). Aynı parkurda tüm enerji, keyif ve hırsla koşarken, çocuk ile kadına ilk çelme takılmış oluyor. Erkek tam gaz devam ederken, sevgili kadın çocuk büyütüyor, eviyle ilgileniyor. Bunun da değerini kimse bilmiyor. İşe dönmek istediğinde ikinci çelme işverenlerden geliyor; hak ettiği pozisyonun altında çalışmak zorunda kalıyor, yöneticilik gibi sorumluluk düzeyi yüksek pozisyonlar için tercih edilmiyor. Sonuç olarak, kadın çocuktan sonra işe dönse (dönebilirse!) bile, tatmin edici bir kariyer O’nu beklemiyor. Bir yandan da birçok annede görüyorum ki, çocuktan önce var olan başarma hırsı artık yok. İş hayatı ilgisini çekmiyor, bir işyerinde, tam zamanlı çalışmak içinden gelmiyor. Belirli nedenlerden dolayı işe dönmek zorunda olan bu profilde çalışan da işveren için haksızlık.

Bizim ülkemizde ailenin ekonomik şartları ne olursa olsun, kadının kendi geliri, ekonomik özgürlüğü olmak zorunda. Bu nedenle hem çocuk, hem kariyer yapmış azınlığı örnek alarak, tüm zorluklara rağmen çalışma hayatına devam etmek gerekiyor.

Zaman İkna Eder

Yaşadığımız hayat, kendi koşullarımızda yaptığımız en iyi seçimlerden oluşur. Yani başımıza gelen her durum, o dönem için yaşayabileceğimiz en hayırlı olaydır. Özellikle kötü bir şey yaşadığımızda bunu hatırlamakta fayda var: “Bu durum, yaşam döngümdeki bu dönem için başıma gelecek en iyi şeydi.” Her olay bir ya da birçok ders içerir. Önemli olan öğrenilmesi gereken dersi anlayabilmektir. Çünkü buradaki derslere gelecek dönemimizde ihtiyacımız olacak.

Nefes aldıkça, her yeni günde yeni durumlarla karşılaşıyoruz, insanlarla tanışıyoruz, bir şeyler okuyoruz, görüyoruz, duyuyoruz ve gün sonunda, farkında olalım ya da olmayalım, birçok şey öğrenmiş oluyoruz. Öğrenmek ise insanı değiştiriyor. Nefes aldıkça da bu değişim ve dönüşüm devam edecek, hepimiz bunu biliyoruz ama yine de çoğu zaman bu değişim acıtıyor. Çünkü biliyoruz ki, geçmişte yaşadığımız güzel anlara ait tüm koşullar tekrar sağlansa bile, bugün, ilk zamanlardaki duyguları hissetmeyiz. Artık aynı frekans yok, aynı zihin yapısı yok… Her şey değişti çünkü.

Bazen ısrarla olması için çabaladığımız şey, hayatımız için en iyi olan olmayabilir. Bu canımızı acıtır, anlamak bir süreçtir, kabul etmek bir süreçtir, ona göre yaşamını tekrar şekillendirmek başka bir süreçtir. Benim için en zor aşama “kabul etmek” sanıyorum. Durumu idrak ediyorsun fakat hala sorgulamaya devam ediyorsun… İşte tam da bu aşamada sorgulamayı bırakmak ve önüne bakmak gerekiyor. Burada tek yardımcı zamandır, zaman yaşadıklarımızı kabul etmemiz için bizi ikna eder.

Hiçbir şey durağan değildir. Aksi halde, yaşamın kendisi bu kadar akıcıyken, bizim duygu ve düşüncelerimizin aynı kalması sistemde bir hata yaratırdı.

Ayrıca bir nokta daha var; kendi yaşamımızla ilgili kararlar başkalarına bırakılamayacak kadar önemlidir. Kendi kararlarını ve o kararların getirdiği sorumlulukları alabilmek de farklı bir bilinç düzeyidir.

Yaşam çok sihirli ve asla kimseyi yüzüstü bırakmaz. Sadece her şeyin bir zamanı var.

Birinci Çeyrek

Şirketler gibi bende yıl içerisinde bir kaç kez kendi değerlendirmemi yapıyorum. Hayatımdan memnun muyum, ben de beni rahatsız eden neler vardı, neleri geliştirmek için uğraştım, neleri keşfettim, neler okudum, ne kadar çalıştım, mutlu muyum… Bu gibi sorular kendimi sorgulamamın merkezini oluşturuyor. Bu sorulara verdiğim cevaplar doğrultusunda kendime daha çok yaklaştığımı hissediyorum.

Yeni yıl ile birlikte hayatımda birçok değişiklikler oldu; yeni bir şehir, yeni bir iş, yeni bir ev ve bunlara paralel birçok yenilikler… Kendimde ilk fark ettiğim esnekliğimin geliştiği oluyor. Katı kurallar, şart koşmak benden uzaklaşıyor ve en önemlisi bulunduğum kabın şeklini almakta zorlanmıyorum. Akışa kendimi bırakma fikri korkutmuyor, aksine beni mutlu ediyor ve her ne kadar beklenti içinde olmaktan uzak durmaya çalışsam da, beklentilerimden çok daha iyisi bana ulaşıyor.

Önceden “şeylere” bağlılığım daha yüksekti. Zamanla anlıyorum ki gerçekte ihtiyacımız olan, sahip olduklarımızdan çok daha azı… Bir kez daha azıyla yaşayınca, diğer her şey fazlalık geliyor. Hayatımın hiç bir döneminde olmadığı kadar sadeleşmeye çalışıyorum. Ne kadar başardığım sorusunun cevabı henüz yeteri kadar değil olsa da, bu düşünce ve başlangıç yapmış olmak huzur veriyor.

Son üç ayda Eckhart Tolle’ ün kitabı “Var Olmanın Gücü” nü bir kez daha okudum. Her bittiğinde baştan okumak isteyeceğim bir kitabımın olacağını hiç düşünmezdim. İşim gereği çok fazla adayla iş görüşmesi yapıyorum bu nedenle NTV Yayınları’ ndan mülakat teknikleri ile ilgili iki kitap okudum  ama tatmin etmedi. İş ile ilgili daha kaliteli içeriğe sahip kitap seçme konusunda kendimi geliştirmeliyim. Vogue, Kafkaokur ve Yoga Journal okuduğum dergiler. İlham veren yeni şeyler keşfedemedim. Dergi aboneliklerimi gözden geçirmeye karar verdim. Abone olunca her ay aynı şeyleri okuyormuşum gibi hissediyorum. Aboneliği bırakıp çeşitliliği deneyeceğim

Son üç ayda bir yoga sınıfında bulunmadım, bunun sebebi yeni kurmakta olduğum düzen ve kişisel kısıtım; benim en zorlandığım konulardan biri doğru yoga hocası seçmek… Gelecek dönemde üzerinde çalışacağım konu bu. Son üç aydaki yogam güneşe selam düzeyinde kaldı. Ama mutluyum.

Son üç ayda en çok gelişim gösterdiğim konu ise işim… Geceleri rüyalarımda ajanda çalıştığım oldu ama bunlar stresle olan şeyler değildi. Konsantre olmakla ilgili olduğunu düşünüyorum. Gerçekten benim için çok değerli olan bir sorumluluğum var ve işimle ilgili çok keyifli bir dönemdeyim. İşimi gerçekten çok seviyorum.

Son dönemde, bütüne bakıldığında bana zarar verdiğini düşündüğüm kişileri reddetmek benim için zor olan kısımdı. Mutlu olduğumu sanıp mutsuz olmak yaşadığım garip bir duygu. Kendimi iyi hissetmem her şeyden önemli. Bu nedenle izin verdim. (Beni Mutsuz eden insanlara izin vermeliyim, başka hayatlarda yaşantılarına devam etmeleri için… Bunu yaptım.) Önemli olan nokta bu kararda devam edebilmek. Bunu deneyeceğim.

Özetle, son üç aylık değerlendirmem olumlu, hedeflerime ulaştım, yeni başlangıçlar konusunda başarılıyım. Kendimle işim hep devam ediyor.

Kendisini, kendisini eğitmeye adamış birinin işi ömür boyu sürer. Bu yüzden acele etmiyorum. Amacım her nasılsam  öyle olduğumun farkında olmak. Kendimi keşfetmeyi seviyorum.

İşin Özellikleri

Hep iyi bir iş sahibi olmak için, kişide bulunması gereken özellikleri tartışıyoruz ya bu yazı tam tersi; tatmin olunan bir iş hayatına sahip olmak için “iş”te olması gereken özellikleri içeriyor.

İş motivasyonu ile iş doyumunu birlikte açıklayan ve örgüt psikolojisi kuramlarının başında gelen “İş Özellikleri Kuramı” (Hackman&Oldham ) 1975 yılında geliştirilmesine rağmen bugün hala güncelliğini koruyor.

Çalışanın iş motivasyonuna etki eden içsel faktörlerle ilgilenen bu kuram, 1950 ve 60larda ortaya çıkan iş genişletme ve iş zenginleştirme programlarının, çalışanlar üzerindeki etkisini açıklamak üzere geliştirilmiş. Bu kurama göre; çalışanların iş tatmininin artması için bir işte bu beş temel özelliğin olması gerekir:

  1. İşin beceri çeşitliliği gerektirmesi: İşin, işi yapan kişinin çeşitli becerilerini kullanmasına izin verip vermemesi.
  2. İşle çalışanın özdeşleşmesi: Yapılacak iş ile kişinin yetkinlikleri ve niteliklerinin paralellik göstermesi ve işin baştan sona ilgili kişi tarafından yapıldığının herkes tarafından bilinmesi.
  3. İşin anlamının olması: Yapılan bir işin başkalarının hayatında önemli değişiklikler veya katkı yapıp yapmadığı.
  4. İşin çalışana özerklik tanıması: Çalışanın görevini hiç kimseden yönerge almadan yapması ile ilgili. İşinde serbestlik yaşayan çalışanlar psikolojik olarak da işleriyle ilgili bir “sorumluluk duygusu”taşırlar. Özerlik olmadığında sorumluluk hissi de düşer.
  5. Gösterdiği performansla ilgili çalışana, işin geribildirim sunması: Çalışanın yaptığı bir işin doğruluyla ilgili olarak, iş çıktısıyla eş zamanlı bilgi alması. Örneğin, bir mobilya üreticisinin ürettiği mobilyanın kusurlu olup olmadığını anlaması gibi, işin geri bildirim vermesi durumu ve kişinin de bunu anlama becerisinin olması tabi…

Bu temel iş özellikleri ile işinde karşı karşıya gelen bir insan, her bir özelliğe göre psikolojik bir durum yaşar ve bu durum, insanın işine motive olmasını ve dolayısıyla hem kendisi hem de çalıştığı iş yeri açısından olumlu ve istenilen iş davranışlarında bulunmasını sağlar. Bu kuramda unutulmaması gereken nokta ise; bu ilişki sadece zenginleştirilmiş işleri arzu eden veya bu tip işlere ihtiyacı olan kişiler için geçerlidir.