Zaman İkna Eder

Yaşadığımız hayat, kendi koşullarımızda yaptığımız en iyi seçimlerden oluşur. Yani başımıza gelen her durum, o dönem için yaşayabileceğimiz en hayırlı olaydır. Özellikle kötü bir şey yaşadığımızda bunu hatırlamakta fayda var: “Bu durum, yaşam döngümdeki bu dönem için başıma gelecek en iyi şeydi.” Her olay bir ya da birçok ders içerir. Önemli olan öğrenilmesi gereken dersi anlayabilmektir. Çünkü buradaki derslere gelecek dönemimizde ihtiyacımız olacak.

Nefes aldıkça, her yeni günde yeni durumlarla karşılaşıyoruz, insanlarla tanışıyoruz, bir şeyler okuyoruz, görüyoruz, duyuyoruz ve gün sonunda, farkında olalım ya da olmayalım, birçok şey öğrenmiş oluyoruz. Öğrenmek ise insanı değiştiriyor. Nefes aldıkça da bu değişim ve dönüşüm devam edecek, hepimiz bunu biliyoruz ama yine de çoğu zaman bu değişim acıtıyor. Çünkü biliyoruz ki, geçmişte yaşadığımız güzel anlara ait tüm koşullar tekrar sağlansa bile, bugün, ilk zamanlardaki duyguları hissetmeyiz. Artık aynı frekans yok, aynı zihin yapısı yok… Her şey değişti çünkü.

Bazen ısrarla olması için çabaladığımız şey, hayatımız için en iyi olan olmayabilir. Bu canımızı acıtır, anlamak bir süreçtir, kabul etmek bir süreçtir, ona göre yaşamını tekrar şekillendirmek başka bir süreçtir. Benim için en zor aşama “kabul etmek” sanıyorum. Durumu idrak ediyorsun fakat hala sorgulamaya devam ediyorsun… İşte tam da bu aşamada sorgulamayı bırakmak ve önüne bakmak gerekiyor. Burada tek yardımcı zamandır, zaman yaşadıklarımızı kabul etmemiz için bizi ikna eder.

Hiçbir şey durağan değildir. Aksi halde, yaşamın kendisi bu kadar akıcıyken, bizim duygu ve düşüncelerimizin aynı kalması sistemde bir hata yaratırdı.

Ayrıca bir nokta daha var; kendi yaşamımızla ilgili kararlar başkalarına bırakılamayacak kadar önemlidir. Kendi kararlarını ve o kararların getirdiği sorumlulukları alabilmek de farklı bir bilinç düzeyidir.

Yaşam çok sihirli ve asla kimseyi yüzüstü bırakmaz. Sadece her şeyin bir zamanı var.

Reklamlar

Mutluluk İçin Anahtar Sözcükler

Bolluk içinde bir dünyada yaşıyorsun. Karnın doyuyor, ihtiyaçlarını karşılıyorsun, işe gidiyorsun, akşam sevgili aile üyelerinle huzurlu evinde televizyon programlarını, kutsal dizilerini izliyorsun, dışarı çıkıyorsun, tüketmeye devam ediyorsun, hep konuşuyorsun, hep harcıyorsun… Zihninden çok önemsediğin o kadar fazla şey var ki ufacık dünyanda… Bu sayabildiğin alan kadar sanıyorsun dünyayı. Sınırları belli… Bir sınır olduğunu bile hiç düşünmedin aslında. Hayatta kalıyorsun sadece. Seni tatmin etmeyecek kadar az, hak ettiğinden ise fazla para kazanıyorsun, kendin olmanı desteklemeyen, kendi hayallerini senin üzerinden gerçekleştirmeyi kafasına koymuş, etrafından alamadığı ilgiyi senin üzerinden, senden alma isteğiyle bastırmaya çalışan, sahte sevgi besleyen ailenle mutlusundur ve içindeki boşluk hakkında konuşmak istemezsin. Boşluk hakkında düşünürsen üzülürsün, çünkü herhangi bir uyanış hissi, seni “güvenli ve huzurlu” dünyandan koparma ihtimalini içinde barındırır. Bunu üst bilinç hesaplayamaz, bu bilinçaltının sana, seni korumak için gönderdiği bir mesajdır, asla dillendiremezsin: “güvenli yaşamından başka bir şey düşünme”. Ailene, işine ve televizyon dizilerine dönersin. Huzurlu kucak seni sımsıkı sarar.

Asla ama asla içindeki boşluğu düşünme, sürekli tozpembe hayaller kur, başkalarının toplum için olumsuz davranışlar barındıran hayatlarını eleştir ve dön bak kendine, şükret, “iyi ki benim başıma gelmedi” de, öte yandan da, “bir gün başıma gelirse ben ne yaparım” korkusuysa ortak aklın sana biçtiği hizaya hızlıca gir ve kıpırdama oradan, eğer ortak akla göre yaşarsan o, böyle şeylerin başına gelmesinden seni korur. Alıştığın rutini sana güvence olarak sunar.

Asla ama asla kitap okuma… Çünkü bilmeyi istemezsin, zaten televizyon dizileri dünyayı ayaklarının altına seriyor, komşunun başına gelenler tüm romanlardan daha heyecanlı… Asla vaktin olmamalı kitaplara, dizilerin ve dedikoduların yeteri kadar vaktini almalı… Mutfak seni bekler, futbol maçların ya da kutsal kitapların da… İnsanların yazdığı kitapları küçümse, tanımadığın adamların, kadınların sözcüklerinin senin için ne gibi bir anlamı olabilir ki, nasıl başka bir dünya sunabilir, tanımadığın insanları dinlememen gerektiği annenin ilk öğretisi unutma. Asla kitaplara dokunma, bulanır zihnin, bir daha eski huzurlu yaşantına dönemezsin, asla dokunma.

Asla ama asla geleceği düşünme. Gelecek belirsizlik ve şimdiye kadar hiç bulanmamış “berrak” zihnin sevmez belirsizliği, belirsizliğin iğnelerinin dokunulmamış bedenine saplanmasına izin verme. İncinirsin, toparlayamazsın, bir daha asla eskisi gibi olamazsın.

Asla ama asla hayal kurma. Olmaz çünkü, çünkü sen hayalin için huzurlu yaşantında bir değişikliğe sebep olacak bir şey yapmayacak kadar akıllısındır. Yaşarsın ve görürsün. Olmayacak şeyler ile zihnini meşgul edip, gerçekleşmeyince içine düşeceğin boşluktan bahsedip hiç dokunulmamış zihnini bulandırma.

Eğer öğrenmek zorundaysan, öğrenirsin. Eğer çaresizce bir çıkış yolu arıyorsan, öğrenirsin. Hem de hiç acımadan öğrenirsin. Alırsın eline bir kırbaç, dikilirsin kendi başına ve en ufak bir direniş sezdiğin anda vurursun kırbacı kendine. Hem de hiç acımadan.

Kafka’ya inanma; hiçbir şey öğrenmek zorunda değilsinçalışmak zorunda değilsin, asla alnın terlemesin, “-mış” gibi yap ve sessizce önüne atılan kemik parçalarını topla. Düşünme, yorum yapma, zihnini bulandırma ve sadece kendin gibi nesiller yetiştirmeye odaklan.

Aklından çıkarmaman gereken, mutluluk için anahtar sözcükler bunlar “kim olduğunu asla düşünme”.