48 Saatte Roma

Ocak 2018… Aylardır bu hafta sonunu bekliyorum çünkü Roma en çok görmek istediğim şehirlerden biri ve bir seyahati beklemek, henüz gitmeden o yerin tarihini, edebiyatını, düşünürlerini okumak, seyahati planlamak benim için vazgeçilmez hazlardan. Seyahate hazırlık yapmak en az seyahat etmek kadar keyifli bir uğraş.

Aşk Çeşmesi

Cuma günü 2 saat 15 dakikalık bir uçak yolculuğu sonrası Fiumicino’ ya ulaşıyoruz. Yarım saat sonra da otelimizdeyiz. Otel Aşk Çeşmesi’ ne (la Fontana di Trevi) çok yakın ve heyecanla oraya doğru yürüyoruz. Aşk Çeşmesi Roma’daki diğer yapılara göre yeni, 1700’lerde yapılmış. Ben hep biraz daha ferah bir meydanda ve daha yüksekte olduğunu düşünüyordum, basamaklar ile biraz aşağıya iniliyor havuza ulaşabilmek için. Meydana (Piazza di Trevi) ilk girişte önce ihtişamlı heykeller görünüyor, yaklaştıkça ve kalabalığı aştıkça havuz görünüyor. Film sahneleri geçiyor aklımdan, yüzümde bir gülümseme ile içim heyecan doluyor.

Fiumicino

İspanyol Merdivenleri

Hala yılbaşının etkisinde, süslü ve ışıl ışıl sokaklardan yürüyerek İspanyol Merdivenleri’ ne ulaşıyoruz. İspanyol elçiliğinin burada ki meydanda (Piazza di Spagna) bulunması nedeniyle bu adı almış ve yukarıda bulunan Trinita dei Monti kilisesini meydanla birleştirmek için yapılmış. Burada gün batımına denk geliyoruz; biraz sakinleşmek, içe dönmek ve sadece izleyici kalabilmek için mükemmel yer ve zaman…

Sokaklar çok keyifli ve sokağa serpiştirilmiş irili ufaklı mağazaları dolaşıyoruz. Akşam yemeği için yerel bir yer bakıyoruz. 1927’ de kurulmuş Ristorante Pizzeria D’angelo’ ya giriyoruz. Orta yaş garson ve şefler çalışıyor, servis hızlı, pizza ve ravioli lezzetli. Yorgunluğun üzerine şarap eşliğinde güzel bir sohbet ve lezzetli yemekler gerçekten çok keyifli oluyor.

Gece yürümek için dışarıda harika bir hava var ve ışıltılı sokaklar arasından geçerek Venedik Meydanı’ nda ki (Piazza Venezia) Vittorio Emanuele II Abidesi’ ne ulaşıyoruz. Gece ışıklandırılmış görünüşü ihtişamlı.

Popolo Meydanı

Cumartesi günü soğuk ama güneşli bir güne uyanıyoruz. Metro ile Roma’ nın en büyük meydanı olan Popolo’ya (Piazza del Popolo) gidiyoruz. Eskiden şehrin giriş kapısı olan çok büyük bir kapıdan geçerek meydanın ortasına doğru ilerliyoruz. Tam ortada M.Ö. 13. Yüzyıl’a ait, Mısır’dan getirilen Roma’nın en büyük obeliski bulunuyor. Karşıda ise “Trident” denen Santa Maria in Monte Santo ve Santa Maria dei Miracoli ikiz kiliseler yer alıyor. Dikilitaşın altında oturup meydanda yürüyen insanları, balon gösterisi ya da müzik yapan sokak sanatçılarını, gülerek koşan çocukları izlemek insanı içinde bulunduğu ana getiriyor ve dolayısıyla iç huzura…

Vatikan, Aziz Petrus Bazilikası

Vatikan’a girişte Hristiyanlığın en büyük kilisesi, Michelangelo’ nun eseri Aziz Petrus Bazilikası (Basilica di San Pietro) bizi karşılıyor ve meydanı çevreleyen sütunların ihtişamı, kilise önünde elini kaldırmış Aziz Pavlus heykeli beni duraksatıyor. Mekanı zihnime kazımak istercesine dikkatle inceliyorum her yeri…

Kutsal Melek Kalesi

Vatikan’dan çıkıp Tiber Nehri kıyısına doğru yürüyoruz ve Kutsal Melek Kalesi’ne (Castel Sant’Angelo) çıkıyoruz. Vatikan’a alt geçitlerle bağlı olan bu kale bir dönem Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan’ı da ağırlamış ya da burada esir alınmış diyelim.

Kolezyum

Kaleden sonra bir Roma klasiği Kolezyum’a (Colosseum) gidiyoruz. Kolezyum’un karşısında bir kafede tiramisu ve kahvenin tadını çıkarıyoruz. Hem Kolezyum’u hem de dünyanın her yerinden insanın gelip geçtiği sokağı izliyoruz.

Bu yer hikayesi itibariyle beni etkiliyor, güzel bir enerji yok gibi içinde. İnsanların, hayvanların dövüşlerinin sıcak bir yanı yok tabi ki. Kolezyum’ un parlak dönemlerine tanık edenler için “insanı anlamak” her dönemden daha zor olmalı, diye düşünüyorum.

Vittorio Emanuele II Abidesi

Kolezyum ile Venezia Meydanı’nı (Piazza Venezia) birbirine bağlayan yolda ilerliyoruz. Yol boyu antik kent… Etrafı izlerken zaman nasıl geçiyor anlayamıyorum. Vittorio Emanuele II Abidesi’ ne (Altare della Patria) ulaşıyoruz. Bir önceki gece ışıklandırılmış halini görüp çok etkilenmiştik fakat gün ışığıyla asıl ihtişamı ortaya çıkıyor. 1800’lerin sonunda yapılmış, çatı kısmında “Mahşerin Dört Atlısı” adı verilen iki heykel bulunuyor, yanlarda iki çeşme ve ön kısımda da I. Dünya Savaşı’nda yaşamlarını yitiren askerlerin anısına yanan bir ateş var. Beni en çok etkileyen yapılardan biri burası oldu.

Navona Meydanı

Gün batarken Navona Meydanı’na (Piazza Navona) doğru yol alıyoruz. Meydanın ortasında Dört Nehir Çeşmesi (La Fontana dei Fiumi ) bulunuyor. Çeşmenin üzerinde dört tane tanrı tasviri var, bunlar dört farklı kıtada yer alan nehir tanrılarıymış (Avrupa’daki Tuna Nehri, Afrika’daki Nil Nehri, Asya’daki Ganj Nehri ve Amerika’daki Plata Nehri). Meydana bakan restoranlardan birinde yine pizza, makarna, şarap üçlüsü ile baş başayız. En lezzetli makarnayı burada yiyoruz. Yemek sonunda hatıra olarak, meydanın fotoğrafı üzerine “think global eat local” yazan bir kartpostal veriyor şef, gülümsüyoruz.

 Pantheon Kilisesi

Gördüğüm en etkileyici ve en eski kilise burası oluyor. Kubbesinin ortası açık bir şekilde, gün ışığı ile aydınlanıyor. İçindeki eserler, tasvirler çok etkileyici, akustikten hiç bahsetmiyorum bile… Pantheon kelime olarak “tüm tanrıların tapınağı” anlamına gelmekteymiş, yapıyı görünce de bu anlamı gerçekten kusursuz taşıdığını düşünüyorsunuz. Tarihin içinde olma hissini en çok bu bina veriyor, insanı yüzyıllar öncesine götürüyor. Rönesans dönemi ressam ve mimarı Raffaello’ nun mezarı da burada yer alıyormuş.

      

Pantheon sonrası Roma’da gezilecek yerler listemizi tamamladık. Kısa bir alışveriş turundan sonra otele döndük, gece bir şeyler içmek ve dans etmek için çıktık fakat “Roma’da gece hayatı” çok keyifli gelmedi bize ya da biz doğru adresi bulamadık, bu kısımdan çok büyük bir beklentimiz yoktu zaten.

Roma’ ya gitmeden önce, neredeyse tüm okuduğum yazılar Roma’nın bir açık hava müzesi tadında oluşuna atıf yapıyordu ve Roma sokaklarında yürürken bu cümlelerin ne kadar doğru olduğunu anladım; her adımda tarihi binalar, heykeller, ihtişamlı yapılar… Roma gerçekten çok keyifli bir şehir ve umarım Aşk Çeşmesi’ ne para atınca tekrar Roma’ya gelme hikayesi doğrudur. 🙂

Reklamlar

Süper Kahvaltı: Smoothie

Herkes hayatı coşkulu bir şekilde yaşamak ister ve coşku hayat enerjisi gerektirir. Hayat enerjisi bambaşka bir şeydir; sağlıktır, mutluluktur, olumlu bir zihin yapısıdır. Kısaca “hayat enerjisi” tek başına hakkında uzun uzun yazılar yazılacak bir konu fakat bugün bahsedeceğim şey hayat enerjisine etki eden kalemlerden sadece biriyle ilgili: beslenme.

Hem fiziksel enerjinizi hem de hayat enerjinizi korumak bazen zor olabiliyor. Eğer bilgisayar başında uzun çalışmalar ve sürekli insanlarla iletişimde olmayı gerektiren bir işiniz varsa beni anlayabilirsiniz. Özellikle çok yoğun günlerde enerjimin resmen bedenimden çekildiğini hissedebiliyorum. İnsanlarla temas, uzun süren iş saatleri, biraz rahatlamak için yapılan akşam programları da eklenince, nereden geldiğini (!) anlamadığımız depresif ruh haline geçiş kaçınılmaz olabiliyor. Günlük tempomuzu değiştirmek zor olsa da depresif ruh haline girmemek için yapılacak çok önemli bir şey var, gerçek besinlerin bedenimize girmesini sağlamak.

Her şey kahvaltıyla başlıyor. Kahvaltı günün en önemli öğünü ve nasıl başlarsa gün öyle geçiyor.  Her gün uzun uzun keyifle kahvaltı yapmak mümkün olmuyor, biz bu keyfi hafta sonlarına saklıyoruz, bu nedenle hafta içi klasik kahvaltım sebze suları ya da smootieler oluyor.  İşte en sevdiğim besleyici smoothie tariflerim:

Muz, süt, yoğurt, keten tohumu, toz zencefil.

Bir adet orta boy muzu birkaç parçaya ayırıyorum, bir yemek kaşığı yoğurt ve keten tohumu ekliyorum, bir çay kaşığı toz zencefil ve göz kararı süt ekliyorum ve hepsi blendera… ve kahvaltım hazır. Malzemelerin miktarı tamamen damak zevkinize göre şekilleniyor, ben deneye deneye sevdiğim miktarları buluyorum. Tatlıya ihtiyacım olduğunu hissettiğim günler için ise favorim: Muz, süt, hindistan cevizi, tarçın, çiğ ceviz & badem… Diğer karışımlar:

Ispanak, salatalık, yeşil elma, limon, maydonoz.

Süt, avokado, nane yaprakları, yoğurt, bal, yeşil elma.

Süt, hurma, muz, ceviz, yulaf kepeği.

Süt, ananas, yoğurt, chia tohumu, hindistan cevizi, toz zerdeçal.

Kırmızı pancar, çilek, zencefil, maydonoz, yoğurt, limon.

Süt, elma, yoğurt, badem, bal ve tarçın.

Zencefil, yeşil elma,  yoğurt, bal, ıspanak, demlenmiş yeşil çay.

Kivi, elma, ıspanak, limon

Elma, yaban mersini, yoğurt, çilek, limon, keten tohumu.

Chia tohumu, keten tohumu, yulaf ezmesi, çilek/muz, süt, tarçın, bal, hindistan cevizi.

Bonus:

Maden suyu, 100 ml cin, kavun, limonlu dondurma, yarım bardak limon suyu.