Mükemmel Kesişim

Hayatımızın üçte ikisi işte geçiyor, bu nedenle ne yapmayı seçtiğimiz çok önemli. Meslek seçimi yapacağımız yaşlarda bu konu üzerinde çok düşünmeyiz. Hayatımızın çoğunu nasıl geçireceğimize karar verme noktasında genelde etrafımızdaki rol modeller ya da aile üyeleri yönlendirici olur. Gerçekten mutlu olup olmadığımızı anlamak uzun zaman alır. Şanslıysak sevdiğimiz yerde olmanın keyfiyle zaman akar. Fakat çoğunluk için durum böyle gerçekleşmez. Farkında olmadan uzun zaman kendimizle örtüşmeyen bir işi yapmış olabiliriz, bu işte geçirdiğimiz süre de asıl isteğimizi düşünme konusunda yıldırıcı olabilir. Peki, çok mu zor hangi yönde yol alacağımızı bulmak ve o yöne gitmek? Akışta olma hali ile üreteceğimiz, üretirken kendimizi gerçekleştireceğimiz işi nasıl bileceğiz? Bunun üç adımı var:

1- Diğerlerinden İyi Yaptıklarınızı Listeleyin

Ortalama olduğunuz konuları değil ortalamanın üzerinde olduğunuz, gerçekten herkesten çok farklı, çok iyi olduğunuz konuları çıkarmanız gerekiyor. Örneğin “fransızcam çok iyi seviyede, ERP programlarını çok kolay öğreniyorum, tamirat yapıyorum vs.” gibi. Buradaki amaç “becerilerinizi” bulmak. Hangi konularda ustasınız? Bu aşamada etrafınızdan yorum almak faydalı olabilir.

2- Yapmaktan Keyif Aldıklarınızı Tarifleyin

Bu aşama daha kolaydır, yoga yapmayı sevebilirsiniz, yeni insanlarla tanışmayı sevebilirsiniz, seyahat etmek, müzik dinlemek, yazmak, yemek yapmak… Bir an önce onu yapmak istediğiniz, ne kadar yoğun olursanız olun ona zaman yarattığınız, onu yapınca yaşam enerjinizin yükseldiği şeyleri listeleyin. Bu aşamayı sadece siz çalışın, kimseden yorum almayın.

3- Kesişimi Bulun

Diğerlerinden iyi olduğunuz konular ile sevdiğiniz şeylerin birlikle var olduğu çalışma alanları, sektörleri, işleri bulmak ve bu işleri değerlendirmek son aşamadır.  Kesişim olduğunu düşündüğünüz alanlarda çalışanlarla birebir görüşerek günlük rutinde neler yapılıyor ve bu sizi heyecanlandıran bir iş mi teyit etmek gerekiyor. Bazen görünen ile aslında işin temelini oluşturan şeyler aynı olmayabilir.

Basit bir örnek vermek gerekirse, kişisel hayatında alacağı şeyleri titizlikle araştıran, gerektiğinde alacağı ürünün üreticisiyle görüşen, etkili bir değerlendirme sonucunda alacağına karar veren ve bu süreçten gerçekten keyif alan bir kişiyi düşünelim. Aynı zamanda da spor yapmayı çok seviyor, spor malzemelerine ilgi duyuyor, çevresinde bu tür alımlarda hep destek istenen kişi olmuş. Bu kişinin spor malzemeleri tedariki yapan bir işletmede satınalma departmanında çalışması onu mutlu edecek ve kendini gerçekleştirmesine imkan sağlayacak bir iş olabilir.

Bu üç adım, kişinin kendini keşif sürecinin parçası olacak bir çalışmadır. Her kendini keşif sürecinde olduğu gibi üzerinde uzun uzun düşünmek, detaylı çalışmak gerekiyor. Sonunda o mükemmel kesişimi bulduğunuzda ise buna değecek.

Reklamlar

Birinci Çeyrek

Şirketler gibi bende yıl içerisinde bir kaç kez kendi değerlendirmemi yapıyorum. Hayatımdan memnun muyum, ben de beni rahatsız eden neler vardı, neleri geliştirmek için uğraştım, neleri keşfettim, neler okudum, ne kadar çalıştım, mutlu muyum… Bu gibi sorular kendimi sorgulamamın merkezini oluşturuyor. Bu sorulara verdiğim cevaplar doğrultusunda kendime daha çok yaklaştığımı hissediyorum.

Yeni yıl ile birlikte hayatımda birçok değişiklikler oldu; yeni bir şehir, yeni bir iş, yeni bir ev ve bunlara paralel birçok yenilikler… Kendimde ilk fark ettiğim esnekliğimin geliştiği oluyor. Katı kurallar, şart koşmak benden uzaklaşıyor ve en önemlisi bulunduğum kabın şeklini almakta zorlanmıyorum. Akışa kendimi bırakma fikri korkutmuyor, aksine beni mutlu ediyor ve her ne kadar beklenti içinde olmaktan uzak durmaya çalışsam da, beklentilerimden çok daha iyisi bana ulaşıyor.

Önceden “şeylere” bağlılığım daha yüksekti. Zamanla anlıyorum ki gerçekte ihtiyacımız olan, sahip olduklarımızdan çok daha azı… Bir kez daha azıyla yaşayınca, diğer her şey fazlalık geliyor. Hayatımın hiç bir döneminde olmadığı kadar sadeleşmeye çalışıyorum. Ne kadar başardığım sorusunun cevabı henüz yeteri kadar değil olsa da, bu düşünce ve başlangıç yapmış olmak huzur veriyor.

Son üç ayda Eckhart Tolle’ ün kitabı “Var Olmanın Gücü” nü bir kez daha okudum. Her bittiğinde baştan okumak isteyeceğim bir kitabımın olacağını hiç düşünmezdim. İşim gereği çok fazla adayla iş görüşmesi yapıyorum bu nedenle NTV Yayınları’ ndan mülakat teknikleri ile ilgili iki kitap okudum  ama tatmin etmedi. İş ile ilgili daha kaliteli içeriğe sahip kitap seçme konusunda kendimi geliştirmeliyim. Vogue, Kafkaokur ve Yoga Journal okuduğum dergiler. İlham veren yeni şeyler keşfedemedim. Dergi aboneliklerimi gözden geçirmeye karar verdim. Abone olunca her ay aynı şeyleri okuyormuşum gibi hissediyorum. Aboneliği bırakıp çeşitliliği deneyeceğim

Son üç ayda bir yoga sınıfında bulunmadım, bunun sebebi yeni kurmakta olduğum düzen ve kişisel kısıtım; benim en zorlandığım konulardan biri doğru yoga hocası seçmek… Gelecek dönemde üzerinde çalışacağım konu bu. Son üç aydaki yogam güneşe selam düzeyinde kaldı. Ama mutluyum.

Son üç ayda en çok gelişim gösterdiğim konu ise işim… Geceleri rüyalarımda ajanda çalıştığım oldu ama bunlar stresle olan şeyler değildi. Konsantre olmakla ilgili olduğunu düşünüyorum. Gerçekten benim için çok değerli olan bir sorumluluğum var ve işimle ilgili çok keyifli bir dönemdeyim. İşimi gerçekten çok seviyorum.

Son dönemde, bütüne bakıldığında bana zarar verdiğini düşündüğüm kişileri reddetmek benim için zor olan kısımdı. Mutlu olduğumu sanıp mutsuz olmak yaşadığım garip bir duygu. Kendimi iyi hissetmem her şeyden önemli. Bu nedenle izin verdim. (Beni Mutsuz eden insanlara izin vermeliyim, başka hayatlarda yaşantılarına devam etmeleri için… Bunu yaptım.) Önemli olan nokta bu kararda devam edebilmek. Bunu deneyeceğim.

Özetle, son üç aylık değerlendirmem olumlu, hedeflerime ulaştım, yeni başlangıçlar konusunda başarılıyım. Kendimle işim hep devam ediyor.

Kendisini, kendisini eğitmeye adamış birinin işi ömür boyu sürer. Bu yüzden acele etmiyorum. Amacım her nasılsam  öyle olduğumun farkında olmak. Kendimi keşfetmeyi seviyorum.

İçimizdeki Boşluğu Görmek

Sorun, birinin senin hayatında bir çatlak açmasıyla başlıyor. Çatlağı fark ettiğinde ilk düşüncen o çatlağı doldurman gerektiği oluyor. Ne ile olduğu önemli değil; kiminle olduğu önemli değil. Zihne, bedene ve ruha verilen komut “ortada bir boşluk var ve onu kapat”. Bir zaman sonra, o çatlağı kapattığını sandığın parça kendini yer çekimine bırakıveriyor. Sebep, doku uyuşmazlığı. Aslında baştan beri “olmamış” ama sen sadece çatlağı kapatmaya yoğunlaştığın için, düşünmemişsin “bu doku benim çatlağıma uygun mu” diye. Bir süre sonra da beden atıveriyor; kendisine ait olmayan bir sıkıntıyı, bir hastalığı atar gibi.

En başta yapılması gereken neydi?

Boşluğu görmek. Ona bakmak. Üstünü kapatmak yapılacak en son şey belki… Sadece izlemek boşluğu…

Peki, boşluğu kapatmaya odaklandıysam ve bulduğum her şeyi oraya tıktıysam, ne olduğuna bakmadan, ne olmuş yani? Bunu öyle olması gerektiği için yapmadım mı? Aklım, bedenim, ruhum ve içimdeki kadınların çoğu yardım etti bana; gerekçelendirdi birçok şeyi. Uygun gördüm. Yanıldım belki. Belki çocuktum.

Şimdi boşluğu arındırma, kalıntıları çıkartma zamanı. Boşluk ilk gün ki haline gelince gözlerimi dikip bakacağım ona. Orada benimle ilgili, benim bile henüz bilmediğim ipuçları var, bunu biliyorum.

Anlıyorum her şeyi ve çoğu zaman, anlamak istemiyorum. Biri bir gün “sana hiç bir şey olmaz, çabuk toparlarsın, hep güçlüsün” demişti. Bana hiç bir şey olmadı, evet. Görünürde hiç bir şey yok. İçim, sadece, okyanus fırtınası. Ama neyse ki bunu da biliyorum; kabuslar olmasa güzel rüyaların da değeri olmaz.

Bu satırları yazdım ve kitaplığıma uzandım, elime gelen ilk kitabın* herhangi bir sayfasını açtım; “En büyük mutluluklar neden küçük şeylerden kaynaklanır? Çünkü gerçek mutluluğun nedeni bir şey ya da bir olay değildir ama ilk bakışta öyle görünür. Şey ya da olay bilincinizin sadece küçük bir kısmını oluşturacak kadar belirsiz ve dikkati çekmeyen boyutlarda olabilir; geri kalan içsel boşluktur ve biçimle engellenmeyen bilinçtir. İçsel boşluk bilinci ve gerçek kimliğiniz, temelde tektir. Diğer bir deyişle küçük şeylerin biçimi, içsel boşluğa yer bırakır ve gerçek mutluluğun, varlığın mutluluğunun doğduğu yer işte bu içsel boşluk, şartlanmamış bilinçtir. Küçük ve sessiz şeylerin farkında olabilmek için, içinizde dingin olmanız gerekir. Yüksek derecede farkındalık şarttır. Dinginleşin. Bakın. Dinleyin. Şimdide olun.”

Biliyorum, tesadüf diye bir şey yok; alınması gereken mesajlar var. Bu mesajlar bazen kalbinizde olur, bazen yanı başınızdaki bir kitapta. Yeter ki ulaşsın.

*Eckhart Tolle, Varolmanın Gücü